Sabır
Esra Akyol15 Ekim 2026 Perşembe

Sabır,
bir olaya, bir duruma katlanmak değildir.
Sabır, olacak olanın tam da kendi vaktinde olacağına inanmaktır.
Her şeyin tam da kendi zamanında, kendi akışında, kendi mükemmelliğinde olacağına imandır.
Sabır bir baş etme yöntemi değildir.
Sabır, bir eminlik hâlidir.
Sabrı idrak ettikçe sakinleşir insan.
Telaşını bırakır.
Berraklaşır…
Zihinde berraklaşır,
duyguda sadeleşir.
Hâli, AN’ın içine çöker; iyice yerleşir âdeta.
Varoluşun, tüm mevcudiyetiyle bedene yerleşmesine izin verebilmektir sabır.
Sabır, en saf hâliyle teslim olmaktır belki de.
Kaygıdan, korkudan arınan benliğin;
ÖZ’üne, kendine nihayet emanet olabilmesidir.
Sabır, gönül tahtını asıl sahibine teslim etmektir.
Ve insan teslim oldukça anlar:
Beklediği hiçbir şey gecikmemiştir aslında.
Vaktinden önce gelen de yoktur, vaktini şaşıran da…
Çünkü sabır, zamanın geçmesini beklemek değil;
zamanın da bir hikmeti olduğunu bilmektir.
O vakit beklemek biter.
Yerini güven alır.
Kaygı susar.
Gönül genişler.
Ve insan, olacak olanı oldurmaya çalışmayı bıraktığında,
olanın içindeki hikmeti görmeye başlar.
Belki de sabrın sonu bu yüzden selamettir.
Çünkü insan sonunda bir yere varmaz yalnızca;
kendine varır.
Ve kendine varan bilir:
Her şey vaktinde.
Her şey olması gerektiği yerde.
Her şey, kendi oluşunun içindeki en mükemmel hâlinde.
Sonra bir sessizlik iner insanın içine.
Ne bekleyiş kalır orada, ne telaş.
Yalnızca derin bir güven…
Ve o güvenin içinde, usulca açılan bir hakikat:
Hayat, gecikmez.
Hayat, şaşırmaz.
Hayat, kendi sırrını kendi vaktinde açar.
İnsan da o vakit,
hayatı zorlamayı bırakıp
kendi akışına teslim olur.
Çünkü sabır, hayatı beklemek değil;
hayatın içindeki hikmete güvenerek AN’da akabilmektir.


